picture alliance / AP Photo/Emrah Gurel | Emrah Gurel

Turkey: Trustee appointment at Halk TV must be reversed
Thirteen press freedom, freedom of expression, and human rights organisations call on the Turkish authorities to immediately end the takeover of Halk TV’s management and restore the broadcaster’s editorial independence. A criminal investigation into the channel’s owner cannot justify seizing control of a newsroom and silencing its coverage.
On October 14, 2026 as part of an investigation into Halk TV owner Cafer Mahiroğlu, a Turkish court ordered the seizure of companies linked to him and appointed the Savings Deposit Insurance Fund (TMSF) as trustee, according to the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office. Police then raided Halk TV, one of the main critical voices in Turkey’s broadcast media, took the channel off air, and reportedly barred its journalists from the premises. The channel’s social media accounts were also blocked.
The investigation into Mahiroğlu is based on suspicion of bribery, bid rigging, and laundering of proceeds of crime. The Financial Crimes Investigation Board (MASAK) alleged that the declared incomes of Mahiroğlu and his relatives did not match their assets and financial transactions. Prosecutors issued detention orders for 17 people, including Mahiroğlu, the channel’s former deputy board chairman, a former board member, and its accountant, as well as the person listed as the company’s legal owner, according to reports.
Eleven people have been detained. No journalists or editorial staff are reported among them. Mahiroğlu has rejected the allegations, saying the claims built on MASAK reports are baseless.
Allegations against an owner or executive concern individual responsibility, and an independent judiciary must examine them in line with the presumption of innocence. They do not, in themselves, justify taking over an entire newsroom, cutting off its broadcasts, and depriving its journalists and audience of their right to produce and receive news as a pre-trial measure.
This is a glaring example of how the authorities use allegations against media owners to bring critical outlets under state control. It comes amid a continuing deterioration of press freedom in Turkey, where judicial measures, from internet censorship to continued arrests and detentions of journalists, increasingly target independent journalism.
A recurring pattern of media takeovers
In a similar decision in October 2025, authorities placed TELE1 under the control of a TMSF trustee, following the arrest of its editor-in-chief Merdan Yanardağ in an espionage investigation launched by the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office. Yanardağ remains in prison as his trial on espionage charges proceeds. The allegations differ in the two cases, but both began with an investigation into an owner or manager, followed by the seizure of a critical outlet’s management and the end of its independent editorial line.
The impact extends beyond individual outlets. The Systemic Siege of Independent Journalism in Turkey report, published by eight international press freedom, free expression and human rights organisations, found that a series of media confiscations has made the TMSF the country’s largest media employer, raising serious concerns about media pluralism and the concentration of ownership.
Several reports also noted the timing of the Halk TV operation, which coincided with the day the defence phase in the trial of Istanbul Mayor Ekrem İmamoğlu was due to begin. That timing reinforces public suspicion that the measure aims to silence independent reporting rather than to ensure accountability.
Trustee appointments to media outlets conflict with Turkey’s own constitutional guarantees. Article 28 of the Constitution states that the press is free and cannot be censored. Where prosecutors allege criminal liability, less intrusive measures exist that do not shut down a newsroom’s editorial operations.
We call on Turkish authorities to:
- Immediately revoke the trustee appointment at Halk TV, allow the channel to resume broadcasting without interference, and guarantee its editorial independence;
- Lift the restrictions on Halk TV’s social media accounts and ensure that the channel and its journalists can publish and distribute news freely across digital platforms;
- Ensure that any investigation into media owners or executives respects due process and the presumption of innocence, and limit any precautionary measures to the individuals concerned rather than the editorial operations of the outlet;
- Refrain from using criminal investigations to interfere with editorial independence, and ensure that any restrictions on media outlets are strictly necessary, proportionate and consistent with freedom of expression and media pluralism;
- Review and reform the legal framework governing trustee appointments and the seizure of media assets to prevent disproportionate interference with independent journalism and bring the relevant laws and practices into line with Turkey’s constitutional guarantees and international human rights obligations.
The undersigned organisations stand in solidarity with Halk TV’s journalists and with all journalists and media organisations in Turkey who continue to pursue independent journalism under systematic pressure. Media pluralism and the public’s right to access information, including reporting that holds those in power to account, must be protected.
Signed by:
- International Press Institute (IPI)
- ARTICLE 19 Europe
- Committee to Protect Journalists (CPJ)
- Dicle Fırat Journalists Association (DFG)
- European Centre for Press and Media Freedom (ECPMF)
- Foreign Media Association (FMA) Turkey
- IPS Communication Foundation/bianet
- Media and Law Studies Association (MLSA)
- Norwegian Helsinki Committee (NHC)
- P24 Platform for Independent Journalism
- PEN Norway
- Progressive Journalists Association (ÇGD)
- South East Europe Media Organisation (SEEMO)
Türkiye: Halk TV’ye kayyum ataması geri alınmalıdır
13 medya özgürlüğü, ifade hürriyeti ve insan hakları örgütü, Türkiye yetkililerine Halk TV yönetimine kayyum ataması uygulamasına derhal son verilmesi ve yayıncının editoryal bağımsızlığının yeniden sağlanması çağrısında bulunuyor. Kanalın sahibine yönelik bir ceza soruşturması, haber merkezinin kontrolünün ele geçirilmesini ve haberlerin susturulmasını haklı çıkaramaz.
İstanbul Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamaya göre, 14 Ekim 2026 tarihinde Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen soruşturma kapsamında bir mahkeme, Mahiroğlu ile bağlantılı şirketlere el konulmasına karar verdi ve Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’nu (TMSF) kayyım olarak atadı. Ardından polis, Türkiye’deki yayıncılık sektörünün en önemli eleştirel seslerinden biri olan Halk TV’ye bir baskın düzenledi, kanalın yayınını durdurdu ve haberlere göre gazetecilerin binaya girişini engelledi. Kanalın sosyal medya hesapları da bu süreçte engellendi.
Mahiroğlu hakkındaki soruşturmanın kaynağı, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suç gelirlerinin aklanması şüphesine dayanıyor. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), Mahiroğlu ve yakınlarının beyan ettikleri gelirlerin, sahip oldukları varlıklar ve finansal işlemlerle tutarsız olduğunu iddia etti. Haberlere göre savcılar, Mahiroğlu’nun yanı sıra kanalın eski yönetim kurulu başkan yardımcısı, eski bir yönetim kurulu üyesi, muhasebecisi ve şirketin yasal sahibi olarak kayıtlı kişi de dahil olmak üzere 17 kişi hakkında tutuklama kararı çıkardı.
On bir kişi gözaltına alındı. Bunların arasında herhangi bir gazeteci veya editörün bulunmadığı bildirildi. Mahiroğlu, MASAK raporlarına dayandırılan iddiaların asılsız olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
Bir işyeri sahibi veya yöneticisine yöneltilen suçlamalar bireysel sorumlulukla ilgilidir ve bağımsız bir yargı organı, masumiyet karinesi ilkesi doğrultusunda bu suçlamaları incelemelidir. Bu suçlamalar, tek başlarına, bir haber merkezinin tamamının ele geçirilmesini, yayınlarının kesilmesini ve gazeteciler ile izleyicilerin haber üretme ve alma haklarının, yargılama öncesi bir önlem olarak elinden alınmasını haklı çıkarmaz.
Bu olay, yetkililerin eleştirel medya kuruluşlarını devlet kontrolü altına almak için medya sahiplerine yönelik iddiaları nasıl kullandığının bariz bir örneğidir. Bu olay, Türkiye’de medya özgürlüğünün sürekli kötüye gitmesi sürecinde gerçekleşmiştir; ülkede internet sansüründen gazetecilere yönelik devam eden tutuklama ve gözaltılara kadar uzanan yargısal tedbirler, giderek artan bir biçimde bağımsız gazeteciliği hedef almaktadır.
Medya kuruluşlarının devralınmasında tekrarlanan bir model
Ekim 2025’te alınan benzer bir kararla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan bir casusluk soruşturması kapsamında TELE1’in genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasının ardından yetkililer, kanalı TMSF kayyımının kontrolü altına aldı. Yanardağ, casusluk suçlamalarıyla yargılanmaya devam ederken halen cezaevinde tutuluyor. İki davadaki iddialar farklı olsa da, her ikisi de bir sahibi veya yöneticiye yönelik soruşturma ile başladı; ardından eleştirel bir medya kuruluşunun yönetimine el konuldu ve bağımsız yayın çizgisi sona erdi.
Bu uygulamanın etkisi tekil medya kuruluşlarının ötesine de uzanıyor. Sekiz uluslararası medya özgürlüğü, ifade hürriyeti ve insan hakları örgütü tarafından yayınlanan “Türkiye’de Bağımsız Gazeteciliğe Yönelik Sistemik Kuşatma” raporu, medyaya yönelik bir dizi el koyma işleminin sonucunda TMSF’yi ülkenin en büyük medya işvereni haline getirdiğini ortaya koydu; bu durum, medya çoğulculuğu ve sahipliğinin tek elde toplanması konusunda ciddi endişelere yol açtı.
Konuyla ilgili yayınlanan birçok haberde, Halk TV’ye yönelik operasyonun zamanlamasına da dikkat çekildi; bu operasyon, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun davasında savunma aşamasının başlaması planlanan günle aynı zamana denk geldi. Bu zamanlama, söz konusu önlemin hesap verebilirliği sağlamak yerine bağımsız haberciliği susturmayı amaçladığına dair kamuoyundaki şüpheleri pekiştiriyor.
Medya kuruluşlarına atanan kayyumlar, Türkiye’nin kendi anayasal güvenceleriyle çelişmektedir. Anayasa’nın 28. maddesi, basının özgür olduğunu ve sansüre tabi tutulamayacağını belirtmektedir. Savcıların cezai sorumluluk iddia ettiği durumlarda, haber odalarının editoryal faaliyetlerini durdurmayan, daha az müdahaleci önlemler mevcuttur.
Yetkililerden şunları talep ediyoruz:
- Halk TV’deki kayyum atamasını derhal iptal etmeleri, kanalın müdahale görmeden yayına devam etmesine izin vermeleri ve editoryal bağımsızlığını güvence altına almalarını;
- Halk TV’nin sosyal medya hesaplarına getirilen kısıtlamaların kaldırılmasını ve kanal ile gazetecilerinin dijital platformlarda haberleri özgürce yayınlayıp dağıtabilmelerinin sağlanmasını;
- Medya sahipleri veya yöneticileri hakkında yürütülen her türlü soruşturmada adil yargılama ilkesine ve masumiyet karinesine saygı gösterilmesini ve ihtiyati tedbirlerin, yayın kuruluşunun editoryal faaliyetleri yerine yalnızca ilgili kişilerle sınırlı tutulmasını;
- Ceza soruşturmalarını editoryal bağımsızlığa müdahale etmek için kullanmaktan kaçınmılmasını ve medya kuruluşlarına getirilen her türlü kısıtlamanın kesinlikle gerekli, orantılı ve ifade hürriyeti ile medya çoğulculuğuyla uyumlu olmasının sağlanmasını;
- Bağımsız gazeteciliğe orantısız müdahaleyi önlemek amacıyla, kayyum atamaları ve medya varlıklarına el konulmasını düzenleyen yasal çerçeveyi gözden geçirip reform yapılmasını ve ilgili yasa ve uygulamaları Türkiye’nin anayasal güvenceleri ve uluslararası insan hakları yükümlülükleriyle uyumlu hale getirilmesini;
Aşağıda imzası bulunan kuruluşlar, Halk TV muhabirleriyle ve sistematik baskı altında bağımsız gazeteciliğe devam eden Türkiye’deki tüm gazeteciler ve medya kuruluşlarıyla dayanışma halindedir. Medya çoğulculuğu ve iktidarları hesap verebilir şekilde sorumlu tutan haberler de dahil olmak üzere toplumun bilgiye ve habere erişim hakkı korunmalıdır.
İmza:
- Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI)
- ARTICLE 19 Avrupa
- Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ)
- Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG)
- Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF)
- Yabancı Basın Derneği (FMA) Türkiye
- IPS İletişim Vakfı/bianet
- Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA)
- Norveç Helsinki Komitesi (NHC)
- P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu
- PEN Norveç
- Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD)
- Güneydoğu Avrupa Medya Örgütü (SEEMO)
Bu bildiri, Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilen ve AB üye ülkeleri ile aday ülkelerdeki basın ve medya özgürlüğü ihlallerini takip eden, izleyen ve bunlara müdahale eden Avrupa çapında bir mekanizma olan Medya Özgürlüğü Acil Müdahale (MFRR) kapsamında IPI tarafından hazırlanmıştır.
This statement was coordinated by the Media Freedom Rapid Response (MFRR), a Europe-wide mechanism which tracks, monitors and responds to violations of press and media freedom in EU Member States, Candidate Countries, and Ukraine. The project is co-funded by the European Commission.
